20 Ocak 2017 Cuma

Zehirlenmeler

ZEHİRLENMELER

Zehirlenme: Vücuda zehirli (toksik) bir maddenin girmesi sonucu normal fonksiyonların bozulmasıdır.

Hangi Yollarla?


* Sindirim yolu (En sık rastlanan zehirlenme yoludur) 
* Solunum yolu
* Cilt yolu

Genel Belirtiler

Sinir sistemi bozuklukları 

* Bilinç kaybı, 
* havale, 
* rahatsızlık hissi, 
* hareketlerde uyumsuzluk

Solunum sistemi bozuklukları

* Nefes darlığı, 
* morarma, 
* solunum durması


Dolaşım sistemi bozuklukları

* Nabız bozukluğu, 
* kalp durması

Sindirim sistemi bozuklukları

* Bulantı, 
* kusma, 
* karın ağrısı, 
* ishal

Zehirlenmelerde Genel İlkyardım Kuralları

* Neden olan maddeyi öğrenmeye çalış
* Ambalajını sağlık kuruluşuna götür
* Maddeyi ortamdan uzaklaştır
* Bilinç 
* ABC
* KUSTURMA
* Bulaşmış bir şey varsa  Bol Su İle Yıka
* Gaz zehirlenmesi varsa Açık Havaya Çıkart
* 112 

Sindirim Yolu Zehirlenmeleri En sık rastlanan zehirlenme yoludur. 

* Ev yada bahçede kullanılan kimyasal maddeler 
* Zehirli mantarlar 
* Bozuk besinler 
* İlaç 
* Aşırı alkol

Sindirim Yolu Zehirlenmede İlkyardım

Bilinç kontrolü 
Ağzı su ile çalkalanır, eller sabunlu su ile yıkanır
ABC
Kusma, bulantı, ishal değerlendirilir
Asla kusturulmaz!
Bilinç kaybı-koma pozisyonu
Üstü örtülür
112

Zehirli maddenin türü
İlaç yada uyuşturucu alıyor mu?
Saat kaçta
Evde ne tip ilaçlar var?

Cilt Yoluyla Zehirlenmeler

Zehirli madde vücuda direkt deri aracılığı ile girer 
Bu yolla olan zehirlenmeler: 
Böcek sokmaları
Hayvan ısırıkları
İlaç enjeksiyonları 
Saç boyaları
Zirai ilaçlar

Cilt Yolu Zehirlenmelerinde ilkyardım

ABC,
Ellerin zehirli madde ile teması önlenmelidir,
Zehir bulaşmış giysiler çıkartılır,
15-20 dk deri bol suyla yıkanır,
112

Solunum Yolu Zehirlenmeleri

Karbonmonoksit 
Tüp kaçakları, 
Şofben, 
Bütan gaz sobaları, 
Lağım çukuru veya kayalarda biriken karbondioksit, 
Havuz hijyeninde kullanılan klor,
Yapıştırıcılar, boyalar ev temizleyicileri

Solunum Zehirlenmesinde Belirtiler

Yorgunluk, keyifsizlik, halsizlik
Bulantı, kusma 
Baş dönmesi, karıncalama
Koma, nöbetler, 
Solunum durması,
Göğüs ağrısı, çarpıntı kalp durması
Cilt ve tırnaklarda Kiraz Kırmızısı Renk

İlkyardımcının Alacağı Tedbirler

Maske veya ıslak bez kullan,
Elektrik düğmeleri ve ışıklandırma cihazlarını kullanma,
Duman varsa İp Kullan,
İtfaiyeye 110 haber ver

Solunum Yolu Zehirlenmelerinde İlkyardım

Kişiyi uzaklaştır,
Hareket ettirme,
ABC,
112
Uygun Pozisyon

Karbonmonoksit Zehirlenmesi

Karbonmonoksit 

Renksiz, Kokusuz, Havadan Hafif Ve Rahatsız Edici Olmayan Bir Gazdır.

Hemoglobine Bağlanma Kapasitesi Oksijenden 280 Kat Daha Fazladır.

Endüstri,
Egzost gazları, 
Gaz ve kömür ısıtıcıları, mangal kömürleri, 
Kuyular ve derin çukurlarda bulunur.

Şofben Kazaları

Elektrikli 
Patlamalar-Yanıklar- Elektrik çarpması

LPG li  
Boğulma

Şofben Kazalarını Önleme

Banyo kilitlenmemeli
İyi çeken bir bacaya bağlanmalı
Bolca hava girişi sağlanmalı
Şofben-tüp hortumu 125 cm den uzun olmamalı
Banyodan uzun süre çıkmayan kişi kontrol edilmeli

HAYVAN ISIRMALARINDA İLKYARDIM

ABC
5 dk. Sabun ve su ile yıkama
Temiz bezle kapatma
Gerekiyorsa baskılı bandaj
112
Kuduz ve tetanoz için uyarı

Arı Sokması

Acı, şişme, kızarıklık 
Arı birkaç yerden, nefes borusuna yakın bir yerden soktuysa 
Kişi alerjik bünyeli ise tehlikeli

Arı Sokmalarında İlkyardım

Yaralı bölge yıkanır
Görülüyorsa arının iğnesi çıkarılır
Soğuk uygulama yapılır
Eğer ağızdan sokmuşsa 
buz emmesi sağlanır
Ağız içi sokmalarında ve alerji hikayesi olanlarda 112

Akrep Sokması

Kuvvetli bir lokal reaksiyon oluşturur.
Ağrı, şişme
İltihaplanma, kızarma, morarma
Adale krampları, titreme karıncalanma
Huzursuzluk, havale

Akrep Sokmalarında İlkyardım

Bölge hareketsiz
Yatar pozisyonda 
Soğuk 
Kan dolaşımını engellemeyecek şekilde bandaj 
Yara üzerine hiçbir girişim yapılmaz.

Yılan Sokmaları

Lokal ve genel belirtiler verir

Bölgede morluk, iltihaplanma 1-2 hafta 
Kusma, karın arısı, ishal 
Aşırı susuzluk
Şok, kanama
Psikolojik bozukluklar
Kalpte ritim bozukluğu, baş ağrısı ve solunum düzensizliği

Yılan Sokmalarında İlkyardım

Hasta sakinleştirilip, dinlenmesi sağlanır
Yara su ile yıkanır
Yakın bölgedeki yüzük, bilezik .. çıkarılır
Baş ve boyunda ise yara çevresine baskı 
Kol ve bacaklarda ise yara üstünden dolaşımı engellemeyecek şekilde bandaj uygulanır 
Soğuk 
Yara üzerine herhangi bir girişimde bulunulmaz yara emilmez
ABC
112

Deniz Canlıları Sokması

Çok ciddi değildir. Lokal ve genel belirtiler görülür
Kızarma
Şişme iltihaplanma
Sıkıntı hissi 
Huzursuzluk
Havale
Baş ağrısı

Deniz Canlıları Sokmasında İlkyardım

Yaralı bölge hareket ettirilmez
Batan diken çıkartılır,
Etkilenen bölge ovulmamalıdır 

Göz, Kulak ve Buruna Yabancı Cisim Kaçması

Göze yabancı cisim kaçmasında 
Toz gibi küçük madde ise;
Göz ışığa doğru çevrilir ve alt göz kapağı içine bakılır
Gerekirse üst göz kapağı açık tutulur
Nemli temiz bir bezle çıkarılmaya çalışılır
Hastaya gözünü kırpıştırması söylenir
Göz ovulmamalıdır
Çıkmıyorsa sağlık kuruluşuna gitmesi sağlanır.

Cisim Batması Metal Cisim Kaçması

Hasta yerinden oynatılmaz,
Göze hiçbir şekilde dokunulmaz,
İki göz birden kapatılır
112
Göz uzmanı olan bir sağlık kuruluşuna gitmesi sağlanır.

Kulağa Yabancı Cisim Kaçmasında İlkyardım

Kesinlikle sivri ve delici bir cisimle müdahale edilmez,
Su değdirilmez,
112

Buruna Yabancı Cisim Kaçmasında İlkyardım

Burun duvarına bastırarak kuvvetli bir nefes verme ile cismin atılması sağlanır,
Çıkmazsa 112

BOĞULMALAR

Vücuttaki dokulara yeterli oksijen gitmemesi nedeniyle dokularda bozulma meydana gelmesidir.

Boğulma Nedenleri

Bayılma ve bilinç kaybı sonucu dilin geriye kayması
Nefes borusuna sıvı, yabancı cisim 
Suda boğulma 
Asılma
Akciğerlerin zedelenmesi 
Gazla zehirlenme

Suda Boğulmalar

Nefes borusunda kasılmaya bağlı çok az su gider
Suda boğulanlarda özellikle soğuk havalarda 20-30 dakika geçse bile yapay solunum ve kalp masajına başlanmalıdır.
Suda boğulmalarda, ağızdan ağıza ya da ağızdan buruna solunuma su içerisinde iken başlanmalıdır. 
Suya atlama sonucu, boğulma riskinin yanısıra genel vücut travması ya da omurga kırıkları da akla gelmelidir. 

Boğulmalarda Genel Belirtiler

Nefes almada güçlük
Gürültülü, hızlı ve derin solunum
Ağızda balgam toplanması ve köpüklenme
Yüzde, dudaklarda ve tırnaklarda morarma
Genel sıkıntı hali, cevaplarda isabetsizlik ve kararsızlık
Bayılma

Boğulmalarda İlkyardım

Boğulma nedeni ortadan kaldırılır
Bilinç kontrolü 
ABC
112
Yaşam bulguları izlenir

Zehirli sebze meyvenin ilacı evde yapacağınız yoğurt!

Sebze-meyvelerde zehirli tarım ilacı kalıntıları olduğunu tartışmaya bile gerek duymuyor Dr. Yavuz Dizdar. Zira bu yeni bir mesele değil, DDT’den beri böyle... Bu bir acı gerçek, ama daha da acısı var. Eskiden yoğurdun yoğurt olduğu zamanlarda, bu zehre karşı bir ilacımız vardı. Zehirli sebze meyveyi yesek de, soframızdaki yoğurt zehrin vücutta birikmesine ve hastalıklara yol açmasına engel oluyordu. Şimdi o da yok... Zira doğal yoğurt bulmak imkansız market raflarında! İşte bu yüzden iş başa düşüyor, gidip günlük süt alacak, kendi yoğurdunuzu kendiniz yapacaksınız. Değer mi bu zahmete demeyin! Ucunda başta kanser, pek çok illet var!

Google’a girip “doku, tarım ilacı ve Türkiye” yazarsanız, tabii bu üç sözcüğün İngilizcesi’ni yazacaksınız, ekranda onlarca makaleye rastlayacaksınız. Böyle bir araştırma yapmamıştım, ta ki gidip Dr. Yavuz Dizdar’la görüşene kadar. Girdim baktım ve hiçbiri de iç açıcı değil maalesef. “Niye böyle bir araştırma yapalım ki?” demeyin, büyük olasılıkla buzdolabınızda olmasa bile yanıbaşınızdaki manavda, markette birkaç meyve sebze tam da bu konuyla ilgili... Greenpeace’in geçen hafta yaptığı açıklamayla tekrar gündeme geldi. Ama aslında bu ilk değil. Geliyor gündeme, sonra unutulup gidiyor. Tıpkı GDO ya da kansere yol açtığı bilinen sütteki aflatoksin ve antibiyotik kalıntısı tartışmaları gibi, sebze meyvelerde tarım ilacı zehrinin olup olmadığı konusu da bir süre sonra gündemden düşecek belki... Et hem pahalı hem sağlığa zararlı, az yemeli. Üç beyazdan uzak durmalı. Kalıyor geriye meyve ve sebze, onlarda da ya GDO var ya da tarım ilacı! Yani çaresiz yine yiyeceğiz! Peki yetkili kurumlar bir çözüm bulana kadar yapabileceğimiz bir şey var mı? 

Organik pazarlardan alışveriş yapın

Sağlıklı beslenme konusunda yıllardır araştırmalar yapan ve uluslararası literatürü yakından takip eden Dizdar, “Tarım ilaçları tüm dünyada bir sorun. Ama Türkiye’deki durum çok daha farklı. AB’nin zehirli diye geri çevirdiği sebze ve meyveler yine bizim iç pazara sunuluyor. Bunlar zehirli, ama iç piyasa için üretilen sebze ve meyvelerin içindeki kalıntılar konusunda hiçbir bilgi yok, çünkü bizde denetim yok! Tek çareniz var, organik pazarlardan alışveriş etmek” diyor. “Peki organik meyve sebze ne kadar organik?” diye bir soru gelebilir aklınıza. Hemen onun da yanıtını veriyor Dizdar; “İlaçlı tarım ürünlerine göre aralarında açık fark var. Eğer ki bir portakaldan üç kişi zehirlenebiliyorsa bu ülkede, marketler asla sağlıklı ürün sattıklarını iddia etmemeli. Kendileri analiz yaptırmadıkça bu iddiayı ortaya atmamalı. Siz de aldığınız ürüne güvenmemelisiniz” diyor.

Dizdar’la bu can alıcı meseleyi Taksim’de bir kafede konuşmaya başladık. Ardından Şişli’deki organik pazarda sohbetimizi sürdürdük. Öyle şeyler konuştuk ki, artık manava, kasaba, bakkala giderken “Aç kalmak evladır” diye korkmamak elde değil. Ama korkun, çünkü bu korkunun ecele faydası var! 

- Greenpeace, Türkiye’den ihraç edilen, üzüm, armut ve biberin yüksek oranda zehirli tarım ilacı içerdiğini açıkladı. Tarım Bakanı Mehdi Eker, “İftira” diyor. Siz ne diyorsunuz?

Konuları parça parça inceleyince çok fazla bütünü göremez hale geliyorsunuz. Ama hastalıkların tablosu değişti ve değişince bir doktor olarak beraberinde başka şeyleri de sorgulamaya başlıyorsunuz. O zaman, “Bizim yediklerimizle ilgili sıkıntımız nedir?” sorusu gündeme geliyor. Benim süt ve yoğurt meselesine bundan iki sene önce girmemin nedeni bu oldu. Bir gün önüme sizin gazeteden Mutlu Tönbekici’nin bir yazısı kondu. “Yoğurtlar artık niye ekşimiyor?” diye soruyordu... Okuyunca “Allah Allah” dedim ve düşünmeye başladım. Çünkü ben de çok yoğurt yerim. Bazen buzdolabında iki- üç hafta kalır, “Ne şanslıyım, bozulmamış” der ve öyle yerim. Daha doğrusu yerdim... Sonra denemeye başladım ve gerçekten özellikle piyasadaki büyük marka yoğurtlarda hiçbir ekşime olmadığını gördüm. Araştırınca olay bambaşka yerlere gitmeye başladı. Üreticiler, süt gibi doğrudan tüketilmesi gereken bir gıda maddesinde bile bir şey olabilir mi acaba diye şüphelenmeye başladım, ki süt gıdadan da ötedir, doğanın bize verdiği olağanüstü bir nimettir...

- Şüpheleriniz sizi nereye götürdü?

Ben yoğurda, süte ne yapıyorlar, ne ediyorlar diye araştırırken, çok sayıda mail almaya başladım. “Siz bir de diğer konuları bir bilseniz, tarımda neler yapıyorlar, hiç haberiniz yok sizin” diye... Onları araştırmaya başladım. Sonuçta geldiğim noktada bir bilinmezlik ortaya çıktı. Bu bilinmezliğin başlıcası da tarım ilaçlarının kullanımıyla ilgili. Çünkü tarım ilaçları usulsüz, düzensiz, kuralına uygun kullanılmazsa, pek çok sorun yaratabiliyor. Çiftçi zannediyor ki, bu ilaçlar vitamin niyetine de kullanılabilir. Çünkü hakikaten de bunları kullandığınızda ürünü kat kat artırma gibi avantajları var. Dolayısıyla uygulamasını da ya kulaktan dolma ya da dolduruşa gelme biçiminde yapmaya başlıyor... Bunun üzerine yoğurt ve sütü araştırırken tarım ilaçlarıyla ilgili bir inceleme yapmak gerektiği ortaya çıktı. Yaptım ve şunu gördüm, bizde tarım ilacı kullanımı eskiden de sıkıntılıydı, ama şimdi doruğa ulaştı. İnsana etkisinin katlanmasının nedeni ise süt ve yoğurdun aşırı işlemden geçirilmesi.

Organik kutu süt de faydalı değil!

- Nasıl?

Prof. Ahmet Aydın’a da, Prof. Ahmet Rasim Küçükusta’ya da çok müteşekkirim; bu konuyu gündemde tuttular. Sütün canlı halinin çok önemli bir özelliği var. Vücuda giren yabancı maddeleri tutup, bağlama ve vücutta emilmesini engelleme özelliği... Çünkü gördük ki anne sütüne de tarım ilacı bulaşmış vaziyette, ama bebeklerde bir sıkıntı çıkmıyor. Demek ki sütün bu tutma özelliğine bağlı olarak çıkmıyor. İşte bunun için sütün özellikle homojenizasyon ve UHT işleminden geçirilmemesi gerekiyor. Aynı şey yoğurt için de geçerli. Çünkü sütün içindeki glutatyon dediğimiz aktif molekül, vücuda giren yabancı, kanser yapıcı maddeleri bağlıyor. Zehirlenmelerde yoğurt yedirtilmesinin mantığı da bu.

- Yani yoğurt gerçekten panzehir?

Evet, yoğurt panzehir ama bu özellik bir tek ekşiyebilir olan doğal yoğurtta var. Şu anki yoğurtlar homojenize... Kıvamı son derece iyi görünüyor, parlak, ambalajları sterilize ama bu özellikleri olmadığı için sizin tarım ilaçlarını vücudunuza almanızı engelleyemiyorlar.

- Peki çocuklarımıza kutu süt içirmezsek ne içereceğiz?

Günlük pastörize süt içirin.

- Kutu sütün bir zararı var mı?

Zararı var mı kısmının olma olasılığı kesinlikle çok yüksek. Çünkü UHT dediğiniz işlemde çifte fiziksel işlem uygulanıyor. Bu çifte fiziksel işlemin anlamı şu; sütü bir yandan 140 derecede ısıtıyorsunuz. Süt normalde 140 dereceye çıkamayacağı için, bir de bu işlemi basınç altında yapıyorsunuz. Bu, sütün içerisindeki proteinlerin üç boyutlu yapısını tamamen değiştiriyor ve doğa dışı forma sokuyor. Doğada böyle bir şey yok. Bu işlem sırasında sizin vücudunuzun tanımadığı moleküller oluşuyor. Bu yüzden bence tıpkı halk ekmek gibi, halk süt olmalı. Belediyeler bu işe girmeli. Herkes bu işten kazançlı çıkar. Şirketlerle belediyeler ortaklaşa çalışıp halka günlük süt dağıtabilir. Siz de o sütü alıp kendiniz yoğurt yapabilirsiniz. Çünkü yoğurt özellikle bu tarım ilacının etkilerini yok etme açısından çok önemli. Radyasyonla uğraşanlara, kömür madeninde çalışanlara, ağır metal işinde olanlara kanunen her gün yoğurt verilmesi zorunludur biliyorsunuz. Ama onun gerçek, doğal yoğurt olması lazım.

- Marketten aldığımız yoğurtlar bu işlevi hiç mi görmüyor?

Hayır, görmüyor. Ancak gerçek yoğurt verirseniz vücuda alınan zehrin bir kısmını tutabiliyor. Dolayısıyla yoğurdun sağlıklı olması, ekşiyebilir olması çok önemli.

- Peki organik kutu sütler?

O bir aldatmaca. Bir şeyin kaynağının organik olması, o ürünün organik olduğu anlamına gelmiyor. Siz tabii ki kaynak olarak organik bir sütü alırsanız çok iyi. İçinde tarımsal ilaç yok belki ama bu kadar aşırı işlemden geçirdiğiniz zaman bu sütün organikliği de yok demektir artık. İnsanlar organik dendiği zaman kaynağının organik olmasını yeterli görüyorlar. O zaman alın eti yakın, kaynağı organikse buna organik diyebilir misiniz? 

- Tabii ki hayır!

Bir farkı yok ki mantık olarak baktığınızda. Bir ürünün organik olması demek, üretimi sırasında tarım ilacıyla, ağır metalle hiç karşılaşmamış olması, herhangi bir hormon kullanılmamış olması anlamına geliyor. Ama bu ürünün sizin karşınıza gelirken bu özelliklerini korumuş olması gerekiyor. Siz bunu alıp UHT’den geçirirseniz onun artık organikliği kalmaz. Sütü o nedenle en az işlemden geçmiş şekilde tüketmek gerekiyor. Avrupa’da herkes günlük pastörize süte döndü. Şişe içinde de, kutu içinde de olabilir. Ama kesinlikle homojenizasyon işleminden geçmesini istemiyoruz. Aksi halde bu homojenizasyon işlemi sütün hastalıklardan koruyucu özelliğini ortadan kaldırıyor. O yüzden şişe süte en fazla 2 gün ömür veriyorlar.

Hastanede üç arkadaşımız portakaldan zehirlendi!

- Hocam geçen hafta Dünya Gazetesi’ndesindeki yazınızda, üç arkadaşınızın tek bir portakaldan zehirlendiğini yazdınız... Bu olay Greenpeace’in raporundan ne kadar önce oldu?

Üç hafta kadar önce bir öğleden sonra hastanede üst kattan telefon ettiler, “Murat Ağabey’in midesi bulanıyor, çıkarıyor” diye. Durup dururken kusmak pek hayra alamet değil ama “Murat Ağabey’in diyabet sorunu olduğundan, şekeri oynamış olmasın” dedik. Koştuk yukarı, baktık ağabeyimiz iyi. Zaten o da, “Tamam geçti, bir şeyim yok” dedi. Biz de rahat bir nefes aldık. Ama olay orada kalmadı, iki kişi daha kusmaya başladı. O zaman “Bu olsa olsa zehirlenmedir” dedik. O öğlen yemek de yenmemiş, en sonunda anlaşıldı ki olay toplantı sırasında ortaya soyulan bir tek portakaldan kaynaklanmış.

- Tek bir portakaldan mı?

Evet. Kaç dilimse artık... Her yiyen zehirlenmiş. Bunun üzerine arkadaşlar alıp portakalı analize göndermiş. Analizde ortaya çıktı ki, portakalın içi dışı, her tarafı tarım artığı dolu. Alındığı yer de, “güvenli” olduğunu reklam eden bir market. Canım çok sıkıldı, güvenli denen market buysa diye... Oradan aldığı iki portakalı sıkıp, “Taze meyve suyu içirdim çocuğuma” diye sevinen anneleri düşündüm, içim iyice daraldı. Çünkü Türkiye’den ihraç edilen ürünlerde tarım ilacı kalıntısı olabilir ama bu bizim portakaldaki kalıntı falan değil artık, o ürünün neredeyse tamamiyle tarım ilacına bandırılmış olması! Sebze meyvede bu düzeyde tarım ilacı varken biz bu toplumu nasıl sağlıklı tutacağız, sorun oraya geliyor.

- Bu soruyu benim size sormam gerekiyor. Böyle sebze meyveleri yemek hangi hastalıklara yol açıyor?

Akdeniz Üniversitesi Onkoloji Bölümü’ndeki arkadaşlarımız Sağlık Bakanlığı ile ortak bir toplantıda iki sene önce söylemişlerdi, lenfomalar ve kemik iliği kanserlerinin çoğu Kumluca’dan geliyormuş. Kumluca sadece Antalya’nın değil, Türkiye’nin de en önemli tarım üretim merkezi. O halde anlamaya çalışalım bakalım, lenfomaların tarım ilaçlarıyla ilişkisi ne, bu hastalığın özellikleri neden değişti? Görüş isteyeceğiz. Bakalım buradan hareketle hangi sonuçlara gideceğiz.

Bira ve şarap da yoğurdun işlevini görüyor

- Neden sütün günlük süt olması, yoğurdun da bu sütten yapılması gerekiyor?

UHT süt kesinlikle olmayacak. Çünkü sütün içerisinde vücut için doğal olarak koruyucu maddeler var. Süt aşırı işlemden geçirilirse bu koruyucu maddeler ortadan kalkıyor. Bizdeki hastalıkların artışı süt ve yoğurdun bozulmasıyla paralel gidiyor. 15 yıl önce böyle bir sorunumuz yoktu. Ne zamanki homojenize yoğurt kavramı Türkiye’ye girdi, raf ömrü uzun diye tebliğ değişti, ki aynen 6 ay raf ömründen bahsediyor tebliğ, ondan sonra hastalıklarda abartılı bir artış olmaya başladı. Çünkü Türkiye’de yoğurt tüketimi diğer ülkelerdekine göre çok fazla. Ha, Fransızlar mesela sofra şarabı tüketiyorlar. O da aynı işleve sahip.

- Çok ilginç...

Çünkü içinde yoğurttakine benzer birtakım maddeler var. Bunlar yine ekşimeye yol açan maddeler. Fransızlar bu tür zararlı maddelere karşı o şekilde korunabiliyorlar. Almanların bira tüketimi de benzer bir korumaya neden olabiliyor. Ama Türkiye’de bizim kendimizi koruyacağımız ana besin maddemiz yoğurt ve ayrandı, çocuklar için de süt... Ne zamanki bu ürünler uzun ömürlü hale getirildi, içindeki bu koruyucu maddeler ortadan kalktı, sorun da ortaya çıkmaya başladı. Siz ne kadar işlemi ağırlaştırırsanız, ürünün o kadar çok raf ömrünü uzatıyorsunuz. Günlük sütte ekşime olabiliyorken UHT kutu sütte ekşime olmuyor. Açsanız da bir ay boyunca buzdolabında da saklayabilirsiniz. Bozulduğu zaman da küflenerek kesiliyor. Ekşime hiçbir zaman olmuyor. Bu yüzden hiçbir zaman marketlerde şişmiş bir kutu süt göremezsiniz. Olması mümkün değil. Konserveler hazırlanırken de UHT sistemi kullanılıyor. Bu bir büyük düzen. Siz bu işlemi salçalara da yapıyorsunuz, domates püresi diye sattığınız ürüne de yapıyorsunuz. Bir ürün endüstri çarkından geçtiği anda tek bir amacı var, raf ömrü uzun ürün üretmek.

- Ve gıdaların raf ömrü arttıkça bizim raf ömrümüz kısalıyor...

Evet. Benim bugün doğal yoğurt bulana kadar canım çıkıyor. Bakın bunun için öyle olağanüstü laboratuvar testleri de gerekmiyor. Bu gayet basit bir test. Yoğurt ekşiyor mu ekşimiyor mu bakacaksınız. Ama maalesef 2009 yılında büyük bir üretici firmanın ısrarıyla yapılan yoğurttaki tebliğ değişikliğiyle birlikte bizim yoğurtlar ve sonrasında ayranlar da elden gitti. Bizim insanımızın her yemekte tükettiği bir ayran vardı. Şu anda ayran piyasasına hakim olan kuruluş belli ve o ayranlar yazın döner büfelerinin önünde güneşin altında plastik kutuların içinde hiçbir şey olmadan günler boyu kalabiliyor, bir şey olmuyor çünkü. Bunu bakkal da söylüyor, “Ağabey bunların süresi geçtiği zaman şişerdi şimdi artık bir şey olmuyor” diyor. Çünkü bu ekşime özelliğini yitirmesi raf ömrünü uzatıyor ama bu ayranın içersindeki tarım ilaçlarını tutabilecek aktif olan molekülleri de ortadan kaldırıyor. Sorun bu.

- Anneler de çocuklarına kolaylık olsun diye, sağlıklı diye kutu ayran, kutu süt içiriyorlar...

Şimdi aynı şey okullardaki süt kampanyasıyla da gündemde. Firmalar gittiler, ellerindeki stoğu Milli Eğitim Bakanlığı’na bir şekilde satmaya çalıştılar. Okul sütü projesiyle... Okul sütü projesi daha önce de uygulanmaya çalışılmış, iyi bir proje ama hangi süt? O bölgeden alacağınız günlük pastörize sütü kullanacaksınız. Siz büyük firmaların elinde kalmış UHT kutu sütleri çocuklara dağıtırsanız bu çocuklara iyilik yapmak, çocukların beslenmesine katkıda bulunmak değildir, bilakis çocukların aslında içmemesi gereken bir şeyle zehirlenmesi demektir. UHT sütü tavsiye etmek suçtur. Doğallığını bütünüyle yitirmiş, hiçbir şekilde besleyici değeri olmayan, bir miktar belki kalsiyum, belki protein kaynağı olabilecek bir sütten bahsediyoruz çünkü. Ama hiçbir işlevi olmayan bir süttür UHT süt.

Atık Hiyerarşisi

Atığın ne olduğunu hepimiz biliyoruz, ancak yasal açıdan atık tanımına tekrar bir bakalım. Atık Yönetimi Genel Esaslarına İlişkin Yönetmelik’te “atık” şu şekilde tanımlanıyor: “Herhangi bir faaliyet sonucunda oluşan, çevreye atılan veya bırakılan ve Yönetmelikteki sınıflarda  yer alan herhangi bir maddedir”.

Kuruluşumuzdaki faaliyetler sonucunda pek çok farklı türde atık oluşuyor. Bunların arasında tehlikeli atıklar olabildiği gibi tehlikesiz atıklar da olabiliyor. Peki bu atıklar oluştuktan sonra ne yapılması gerektiğine, atıklar için en uygun seçeneğin ne olduğuna, nasıl karar veriliyor, hiç düşündünüz mü? İşte bu noktada bugünkü konumuz olan atık hiyerarşisi önem kazanıyor, çünkü atıklar oluştuktan sonra, hatta oluşmadan önce, atıklar için en uygun seçeneğin hangisi olduğuna atık hiyerarşisi göz önünde bulundurularak karar veriliyor.  

Atık hiyerarşisini,  atık yönetimi seçeneklerinin çevre açısından en fazla tercih edilmesi gerekenden, en az tercih edilmesi gerekene doğru sıralanması olarak tanımlayabiliriz. Bu doğrultuda, atık hiyerarşisi başlıca aşağıdaki adımlardan oluşmaktadır:

1. Önleme/Azaltma 
2. Geri Dönüşüm
3. Enerji Geri Kazanımı
4. Bertaraf

Şimdi bu adımları sıra ile inceleyelim. 

1. Önleme/Azaltma 

Atık hiyerarşisinde birinci öncelik atıkların kaynaklarında oluşumlarının önlenmesi, bu mümkün değilse de azaltılmasıdır. Bazı örnekler verilebilir: 

Doğal kaynakların olabildiğince az kullanıldığı temiz teknolojilerin geliştirilmesi ve kullanılması,
Daha az tehlikeli özelliğe sahip madde kullanımı
Ürünlerin kullanım ömürlerinin uzatılması
Ürünlerde kullanılan ambalaj miktarının azaltılması
Malzemelerin büyük hacimlerde satın alınması
Elektronik ortamda iletişime ağırlık verilmesi
Atık olarak ayrılan maddelerin tekrar kullanımı
Vb. 

Atıkları kaynakta önleme/azaltmanın çevre açısından başlıca faydaları ise şu şekilde sıralanabilir:

Doğal kaynakların korunması
Enerji tasarrufu
Kirlenmenin azaltılması
Tehlikeli atıkların azaltılması
Mali tasarruf

2. Geri Dönüşüm

Atık hiyerarşisinde ikinci öncelik atıkların geri dönüşüm olanaklarının araştırılmasıdır. Geri dönüşüm aşağıdakileri içeren faaliyetler serisidir:

Geri dönüştürülebilir malzemelerden oluşan atıkların toplanması 
Geri dönüştürülebilir malzemelerin türlerine göre ayrılması ve prosesten geçirilerek ham madde haline getirilmesi
Ham maddelerden yeni ürünlerin üretimi

Geri dönüşüm aynı zamanda gıda atıkları, bahçe atıkları ve diğer organik atıkların kompostlanması yoluyla kompost elde edilmesini de içermektedir.

Geri dönüşümde kullanılan proseslerin çevresel etkileri olmakla birlikte, çevre açısından başlıca faydaları ise şu şekilde sıralanabilir:

Sera gazlarının oluşumunun azaltılması
Atıksu oluşumunun azaltılması
Enerji tasarrufu
Sanayi için değerli ham madde temini
İstihdam yaratılması
Temiz teknolojilerin gelişiminin tetiklenmesi
Çocuklarımızın geleceği için doğal kaynakların korunması
Yeni atık depolama alanları ve atık yakma tesisi ihtiyaçlarının azaltılması

3. Enerji Geri Kazanımı

Atıklardan enerji geri kazanımı; geri dönüştürülmesi mümkün olmayan atık malzemelerin; yakma, gazlaştırma, piroliz, havasız arıtma ve düzenli depolama sahası (landfill) gazı  elde edilmesi dahil olmak üzere muhtelif prosesler yoluyla kullanılabilir ısıya, elektriğe veya yakıta dönüştürülmesidir. Atıklardan enerji geri kazanımı prosesleri doğal kaynakların korunmasına katkıda bulunmakla birlikte, titizlikle yönetilmedikleri takdirde genel olarak önemli çevresel etkilere sahip proseslerdir. 

4. Bertaraf

Atık yönetimi stratejilerinde çevresel açıdan en son tercih edilmesi gereken seçenek, oluşan atıkların bertaraf edilmesidir. Düzenli atık depolama sahaları (landfill) atık bertarafının en bilinen şekli olup, aynı zamanda entegre bir atık yönetim sisteminin de önemli bir bileşenidir. Ülkemizde bulunan düzenli depolama sahalarının tasarımı, işletilmesi, sahalara atık kabulü, kapasitesi dolan sahaların kapatılması vb. faaliyetler halihazırda 01 04.2010 tarihinde yürürlüğe giren Atıkların Düzenli Depolanmasına Dair Yönetmelik çerçevesinde gerçekleştirilmektedir.  

Düzenli depolama sahalarında yer kazanmak amacıyla atıkların yakma tesislerinde yakılması da mümkündür. Düzenli depolama sahalarındaki havasız ortamda ayrışan atığın yan ürünü olarak oluşan metan gazı toplanarak elektrik üretiminde yakıt olarak kullanılabilmektedir. Düzenli depolama sahaları ömrünü doldurduğunda üzeri kapatılarak parklar, golf sahaları ve kayak pistleri gibi rekreasyon amaçlı kullanılabilmektedir. 

Çalışanlara düşen görevler:

Faaliyetlerimiz sonucunda oluşan atıkların öncelikle kaynağında önlenmesi, bu mümkün değilse atık oluşumunun azaltılması, ya da atıkların tehlikeli özelliklerinin azaltılması için neler yapabiliriz, fikirlerinizi bizlerle paylaşın. 
Faaliyetlerimiz sırasında oluşan atıkları türlerine uygun kaplara atın. Farklı türdeki atıkları kesinlikle birbirleri ile karıştırmayın. Tehlikesiz özellikteki atıklara tehlikeli atık karıştırıldığında, tüm karışımın tehlikeli atık olarak  bertaraf edilmesi gerektiğini, bunun da gerek çevresel açıdan, gerekse mali açıdan zarar verdiğini unutmayın. 
Atıkların ayrılması, toplanması, taşınması sırasında su, hava, toprak, bitki ve hayvanlar için risk yaratmayacak, gürültü, titreşim ve koku yoluyla rahatsızlığa neden olmayacak, doğal çevrenin olumsuz etkilenmesini önleyecek ve böylece çevre ve insan sağlığına zarar vermeyecek yöntem ve işlemleri kullanın.