13 Ocak 2017 Cuma

Radyoaktif Madde Kontrol Prosedürü

1. AMAÇ

Bu prosedürün amacı tesise gelen veya tesiste bulunan  radyasyon yayıcı / üretici cihazlar veya radyoaktif malzemelerin kontrollu ve emniyetli bir şekilde kullanılması ve tesise giriş-çıkışının yapılmasını sağlamaktır. 

2. PROSEDÜR

2.A Radyasyon yayan proses ekipmanlarının kontrolu:

Radyasyon yayması mümkün olabilecek doğal gaz filtrleri, santralın planlı bakım faaliyetleri kapsamındaki her büyük bakım (major overhaul)  esnasında TAEK elemanlarınca radyasyon kontrolundan geçirilir. Bu kontrol sonunda teknik  rapor istenir. Raporda ciddi bir radyasyon kaynağı olduğu belirtilirse, TAEK yetkililerinin önerileri doğrultusunda gerekli işlemlere başlanır ve koruyucu tedbirler alınır.

2.B Radyasyon yayıcı veya üretici cihaz ve ekipmanların tesiste çalıştırılacağı zaman gelecek ekip ve ekipmanlar için bulundurulması ve uyulması gereken kurallar: 

2.1 Gelen firmanın Radyasyon Güvenliği Tüzüğü ve Radyasyon Güvenliği Yönetmeliklerine göre Radyoaktif malzemelerin kullanılması, bulundurulması ve taşınması için Türkiye Atom Enerjisi Kurumu tarafından verilmiş lisans belgesinin bulundurulması gerekir.

2.2 Ekip elemanlarının dosimetre ve batch filmlerinin üzerlerinde bulundurmaları zorunludur.

2.3 Radyografik film çekimi için film çekim operatörünün en az ASNT / RT / Level-1 sertifikası olması gerekir. 

2.4 Radyasyon ölçer cihazı bulundurulmalıdır.

2.5 Işıklı ikazlar, uyarı / ikaz afişlerinin ve kırmızı/beyaz naylon şerit bulundurulması gereklidir.

2.6 Çalışılacak bölge için iş izni alındıktan sonra radyasyon etki alanının çevresi kırmızı/beyaz şerit ile çevrilip yasak bölge oluşturulacak. (Min. 30metre çapında) Cihaz aktif durumdayken radyasyon ölçümü yapılıp, yasak bölge sınırları belirlenecektir.

2.7 Çalışmaya başlanmadan önce cihazların işler durumda olup olmadığı kontrol edilecek. Lisansta gösterilen cihaz olup olmadığı karşılaştırılılacaktır.

2.8 Cihazlar, mutlaka sağlam ve emin bir yere kurulup, gerekirse sabit bir yere bağlanıp sabitleştirilecektir.

2.9 Her ışınlama sonunda veya iş bitiminde cihaz mutlaka koruma altına alınıp, mümkünse kilitlenecektir, açıkta bırakılmayacaktır. 

2.10 Herhangi bir kaza anında olay yeri koruma altına alınıp, derhal Vardiya Amiri haberdar edilecektir. 

Radyasyon kaynağının herhangi bir nedenle düşürülmesi / kaybedilmesi durumunda TAEK (Türkiye Atom Enerjisi Kurumu)  ACİL DURUM BİLDİRİM HATTI 172 ARANACAKTIR.

Radyasyon ölçümü yapılıp, yasak bölge şeritle çevrilecektir. Uzmanlar haricinde hiç kimse yasak bölgeye sokulmayacaktır. 

Kazaya ilişkin aşağıdaki kayıtlar tutulmalıdır:

1-) Kazanın yeri, tarihi ve saati.
2-) Kazanın oluş şekli.
3-) Maruz kalınan radyasyon dozları
4-) Kazaya maruz kalan görevlilerin tıbbi muayene sonuçları
5-) Kazaya maruz kalan görevlilere yapılan tıbbi müdahaleler
6-) Kazaya ilişkin rapor

3. SORUMLULUK

Bu prosedürde ifade edilen hususların yerine getirilmesinden, kontrolundan Teknik Emniyet Sorumlusu ve/ veya İşi yaptıran mühendis sorumludur.

4. REFERANSLAR:

4.1 Safety and Health Guidelines SAF-040 Naturally Occuring Radyoactive Material (NORM)  Safeguards.

4.2 Türkiye Atom enerjisi Kurumu Radyasyon Güvenliği Tüzüğü (Resmi gazete Tarih: 07/09/1985, Resmi Gazete no: 18861)

4.3 Türkiye Atom enerjisi Kurumu Radyasyon Güvenliği Yönetmeliği (Resmi gazete Tarih: 06/09/1991, Resmi Gazete no: 20983)

Statik Elektrik Yangını

Elektrik iki türdür. Statik elektrik ve Dinamik elektrik.

Yaklaşık 2000 yıl kadar önce,Yunanlı bilgin Thales Kehribarın kumaş parçasına  sürtülmesi ile küçük kıvılcımlar çıkardığını görmüştü. Statik elektrik  ilk kez bu şekilde gözlemlendi.

Statik Elektrik ; elektronların atomlar arasında hareket etmesiyle ortaya çıkan enerji olarak düşünülebilir. Buradaki hareket, elektronların çekirdek etrafındaki hareketi değil, farklı atomlar arasındaki hareketidir.

Statik elektrik durgun, pratik olarak  iş yapmayan elektrik türüdür, kontrolsüz bir enerji şeklidir ve zaman  zaman boşalmalar yapar. Yağmurlu havalarda bulutlar pozitif yüklü  statik elektrikle dolarlar, yeryüzü negatif elektrik yüklü olduğu için, yüksek yerlerden bulutlara elektrik atlar buna yıldırım adı verilir. 


Eğer bu elektrik atlaması buluttan buluta ise o zaman şimşek  adını alır. Statik elektriğe; saçımıza sürdüğümüz tarakta, arabadan indiğimizde tuttuğumuz kapı kolunda, televizyon  ekranına elimizi sürdüğümüzde de rastlarız.

Kısacası statik elektrik; katının katıya, sıvının katıya veya iki sıvının birbirine sürtünmesi sonucu oluşan, genel olarak bir işe yaramayan ve zaman zaman arklar şeklinde boşalan elektrik enerjisidir.

Bu boşalma genel olarak kontrol altına alınamaz ve statik elektrikten faydalanılamaz. Ancak; Bu kontrolsüz güç çok önemli bir yangın çıkış sebebidir.

9 Ocak 2017 Pazartesi

Deprem

Deprem; yerkabuğunun derin katmanlarının kırılıp yer değiştirmesi yada yanar dağların püskürmesi sırasında olan sarsıntı, yersarsıntısına denir. Diğer bir adı da zelzeledir. Depremin olduğu yerde yer titreşim yapar ve sallanır. Deprem bir doğa olayıdır ve yapay olarak oluşturulan sarsıntılara deprem denmez. Yapay olarak oluşturulan sarsıntılara “yerin salınışı” adı verilir. Deprem titreşimleri, yer salınımlarından genel olarak; doğal nedenlerinden oluşmaları; ani başlamaları ve bitmeleri, titreşim süresince bazı fayların bulunmasıyla ayırt edilirler. Depremler yer kabuğunun yeni kıvrılmış veya kırılmış yerinde, 

a) Çok engebeli bölgelerde, 
b) Genç kıvrımlarla, vadilerin birleştiği, 
c) Dağ yamaçlarının denizin derinliklerine kadar indiği alanlarda meydana gelir.

Depremlerin nedenlerinden birisi volkanik bölgelerde yerkabuğunun altındaki erimiş kayaçların hareket etmesidir. Ancak bu tür depremler yerkabuğundaki kırıklıkların oluşturduğu kırık kuşakları boyunca görülürler. Büyük kütleler halindeki yerkabuğu katmanlarının birbirinden farklı hareketleri kırık kuşağı boyunca büyük bir gerilim oluşturur: kırık kuşağının her iki yanındaki kayaçlar bir yay gibi gerilir. Sonra birdenbire kayaçların direnci kırılır ve büyük kütleler halindeki yerkabuğu katmanları harekete geçer; gergin kayalar serbest bırakılmış bir yay gibi titreşir. Aslında yerkabuğunun kırık kuşağı boyunca hareketi en şiddetli depremlerde bile yalnızca birkaç metredir. Ama bu hareket bir dakika kadar bir süreyle yerkabuğunu ileri-geri, aşağı-yukarı şiddetle sarsar. Yer altında iç merkez /ocak/odak/hiposantr denen depremin başlangıç noktasında meydana gelen sarsıntı dalgalar halinde yayılarak yer yüzünde üst merkez/episantr denen bir noktada deprem şoku olarak ortaya çıkar Burası depremin merkezidir ve buradan uzaklaştıkça şiddet azalır.

Deprem merkezinden çevreye doğru muntazaman dalgalar halinde yayılır. Bunlara deprem dalgaları denir. Başlıca üç dalga çeşidi vardır:

1)Boylamasına Dalgalar:P dalgaları da denir Sismografların ilk kaydettikleri dalgalardır. Bu dalgalar katı, sıvı ve gaz halindeki bütün maddeler içinde yayılır. Bu dalgaların hızı saniyede 8 km kadardır. İnsanın kulağına ulaştığında boğuk bir gürleme halindedir.
2)Enlemesine Dalgalar:S dalgaları da denir. Hızı 4,8 km kadardır. Katı maddeler içinde yayılan bu tip dalgalar daha yavaş hareket ederler. Yayılma yönüne dik titreşimler meydana getirirler. 
3)Uzun Dalgalar:L dalgaları da denilen bu tip dalgalar sismografların en son kaydettikleri dalgalardır. Yıkıcı sarsıntıları meydana getirirler. Bu dalgaların yayılma şekli, suya atılan bir taşın meydana getirdiği dalgaların yayılma şekli gibidir.  
Depremler çeşitli derecede olur;özel gözlemevlerindeki sismograflarla  tespit edilebilecek zayıf depremler bulunduğu gibi, yerin yarılmasına ve kalabalık bölgelerde büyük felaketlere yol açabilecek derecede şiddetli depremler görülür. Aynı şiddetteki depremler her yerde aynı etkiyi göstermez. Depremlerin yaptıkları hasarların derecesi o yerin coğrafi özelliğine ve toprağın yapısına bağlıdır. Kırık bölgelerde, alüvyonlu ovalarda ve kum, çakıl gibi gevşek topraklı yerlerde meydana gelen depremler daha çok zarar verir. Kayalık alanlarda ve eski kütlelerin bulunduğu sahalarda meydana gelen sarsıntılar ise daha az hasar meydana getirir. Bu durumda, depremin meydana getirdiği zararları asgari seviyeye indirmek mümkündür. Sert kayalık alanlar üzerine depreme dayanıklı evler yapmak bu tedbirlerin başlıcasıdır. Depremin zararlarını en aza indirmek için alınacak diğer tedbirler:

 İlk 2-3 saniye içinde depremin şiddetlenip şiddetlenmemesine göre tedbir almalıyız. Eğer şoklar hafif ise deprem uzaktadır ve asıl şok gelmeden tehlikeli yerden uzaklaşmalıyız.
 Kaçarken yanan ocak gibi şeyleri bırakmamaya dikkat etmeliyiz. Deprem sonrası su ve elektrik sistemlerini kontrol edip, tedbir almalıyız.
 İki, üç katlı evlerin üst katları daha emniyetlidir. Merdivenler en tehlikeli yerleri teşkil eder.
 Duvar, kiriş ve devrilebilecek eşyalardan uzak durup masa, sıra gibi altı emin yerlere sığınmalıyız. Dışarıda binalardan uzak durmalıyız. 
 Kıyılarda sismik dalgaların tehlikesine karşı sahilden uzak durmalıyız.
 Heyelanlı alanlarda kaya parçalarının yuvarlanabileceğini göz önüne almalıyız.
 Depremin birinci dakikasından sonra tehlikenin çoğu geçmiştir. Bu taktirde –yanan bir yer veya bir şey varsa- yangın söndürülmelidir. 
 Asıl depremden sonra hafif sarsıntılar olabilir. Bu şokların sağlam yapıları da yıkabileceği unutulmamalıdır.
 Bu tedbirlerle birlikte yapılacak en önemli iş, soğuk kanlılıkla Allah telaya sığınmak ve yersiz telaşlara kapılarak bazı zararlara sebep olmamalıyız.   

Yer yüzünde meydana gelen depremlerin şiddeti Mercalli-Cancani ve Richter ölçeklerine göre tespit edilir. Mercalli ölçeği 12, Richter ölçeği ise 10 derecelidir. Depremler şiddetlerine göre Mercalli Cancani ölçeğinde şu şekilde derecelenir:

1.Derece:   Ancak sismograflar kaydeder.
2.Derece:   Çok hafif geçer. Binaların üst katlarında oturanlar ve çok hassas kişiler tarafından hissedilir.
3.Derece:   Hafif sarsıntılardır. 
4.Derece:   Orta şiddette sarsıntılardır. Evlerde kolayca hissedilebilir.  
5.Derece:   Oldukça şiddetlidir. Herkes duyar. Bütün binalar ve eşyalar sallanır.
6.Derece:   Şiddetlidir. Herkes duyar. Bazı binaların sıvaları dökülür.
7.Derece:   Çok şiddetlidir. Binalarda çatlaklar oluşur. Ev eşyaları devrilir.
8.Derece:   Tahripkardır. Bacalar ve anıtlar yıkılır. Binalarda yarıklar oluşur. 
9.Derece:   Çok tahripkardır. Taş binalar çöker.
10.Derece:  Yıkıcı sarsıntılardır. Binalar temellerinden yıkılır. Şehirlerdeki su boruları,kanalizasyon ve hava gazı boruları gibi alt yapı hizmetleri büyük hasarlara uğrar. Demir yolları bozulur. 
11.Derece:  Afettir,bütün yapılar yıkılır. Yerde büyük çatlaklar, çökmeler olur. 
12.Derece:  Çok büyük afettir. İnsan yapısı olan her şey yıkılır. Yer yüzünün şekli değişir. Yatay yer değiştirmeler olur.

Bugüne kadar, Richter ölçeğine göre tespit edilen en şiddetli sarsıntı 1960’da Şili’de 8,5 şiddetinde olmuştur.

Denizin dibinde veya kıyıda meydana gelen depremler, şiddetine göre denizlerde büyük ve hızlı dalgalara sebep olur. Bunların hızları saatte 600-800 km’ye ulaşabilir. Bu tür dalgalara Japonca: Tsunami adı verilir.

Depremleri inceleyen bilim dalına sismoloji, depremle oluşan sismik dalgaların süre ve genlik gibi özelliklerini kaydeden aygıta sismograf denir.

Sismograf bir çerçeve, ona asılı bir ağırlık ve bunların birbiri karşısındaki konumlarında meydana gelen değişikliği kağıt üzerine aktaran bir düzenekten oluşur. Sismografın içinde bulunan ayna düzeni bir ışık demetini döner bir silindir üzerindeki fotoğraf kağıdına yansıtır. Sismik dalgalar sismografın bulunduğu yeri sarstığı zaman sismograf bu sarsıntıyla hareket eder; ama içinde asılı durumda bulunan ağırlık hareket etmez. Böylece ağırlık ile üzerinde asılı olduğu çerçevenin birbiri karşısındaki konumu değişir. Buna bağlı olarak aynadan yansıyan ışık demeti döner silindirin yüzeyindeki fotoğraf kağıdı üzerinde zikzaklar çizer. Böylece sismik dalgaların özelliklerini gösteren çizgiler fotoğraf kağıdı üzerine işlenmiş olur.

Yeryüzünde ve yeraltında meydana gelen depremlerin etkisi oldukça büyük olabilir. Çoğu zaman toprak kabarmaları, çöküntüler faylar meydana gelir.; 1906’da San Francisco depreminde böyle bir fay görülmüştür. Boyu 470km’yi bulan bu fay önüne çıkan her türlü araziyi hemen hemen doğru bir çizgi üstünde ikiye bölmüştür, yerüstü ve yeraltı sularında önemli değişiklikler olmuştur. Bu faylar boyunca birbirinden ayrılan arazilerin dikey veya yatay olarak kaydıkları, eski düzen ve biçiminin kilometrelerce genişliğinde bir alanda değişikliğe uğradığı görülür.

Bir depremde etkilenen bölgelerin genişliği depremin sebebiyle yakından ilgidir. Buna göre depremler şöyle sınıflandırılabilir:

1) Çöküntü Depremler: Yeraltındaki bazı boşlukların birdenbire çökmesinden ileri gelir. Bazen çok şiddetli olan bu çeşit depremler, etkisini özellikle dar alanlarda gösterir. 1879’da İsviçre’nin Glaris kantonunun küçük bir kısmında olan deprem buna örnektir.
2) Volkanik Depremler: Yanardağ püskürmelerinden önce veya püskürmeyle birlikte olur. Bu depremin sebebi kapalı olan yanardağ bacasından çıkmak isteyen gaz veya lavın vuruntusudur.1883’de İschia adasında meydana gelen deprem bu çeşit bir deprem sayılır. Yalnız birkaç kilometre öteden duyulabilen bu deprem Casamicciola şehrini yıkarak bu küçücük adada 3000 insanın ölümüne yol açmıştır. Oysa eski ağzı adanın ortasında bulunan aynı yanardağ 1302 yılından beri hiçbir faaliyet göstermemiştir. 
3) Tektonik Depremler: Depremlerin en önemli olanıdır. Bunların kesin sebebi henüz tartışma konusudur ve sebebinin tek olmadığı da şüphesizdir. Tektonik depremler yerkabuğunun, jeolojik sebeplerle bozulmuş olan izostatik dengesini elde etmesinden doğabileceği gibi, bazı faylar boyunca gelişen ağır ve belirsiz kaymaların sebep olduğu gerilim yığınlarından da ileri gelebilir. Onun için deprem bakımından en tehlikeli bölgeler (deprem bölgeleri) sıradağların ve büyük deniz çökeklerinin yanı başında bulunur. (Japonya, Şili, Sonda adaları ve küçük ölçüde Akdeniz’in çevresi).

Önemli tektonik depremlerde hemen her zaman ilk sarsıntıdan sonra gittikçe daha az şiddette gelen ve günlerce, hatta aylarca sürebilen bir dizi hafif depremler görülür. Bu ikinci derecedeki sarsıntılar, deprem merkezinin bulunduğu bölgede denge ve gerilimin ayarlanmasıyla açıklanır. Bunun tersine olarak şiddetli bir depremden önce hafif öncü depremlerin görüldüğü daha sıktır. Bununla beraber bu konuda yapılan sayısız incelemelere rağmen bu gibi zayıf depremlerin ardından büyük bir sarsıntının gelip gelmeyeceğini kestirmek çok güçtür. 

Tektonik depremlerin incelenmesi, yerkabuğunun az veya çok derin tabakalarının fizik ve mekanik yapısı bakımından önemli bir rol oynar. Bu çeşit bir incelemede göz önünde bulundurulacak önlemler şunlardır:

1)Deprem merkezinin derinliği, bilinen depremlerin çoğunda deprem merkezi, yeryüzüyle 50 km’lik bir derinlik arasında bulunur. Fakat  yerin 700 km kadar derinliğinde, derin merkezli depremlerin meydana geldiği yakın zamanlarda anlaşılmıştır. Bu gibi depremlerin etkileri coğrafi bakımdan çok yaygın ve geniş olabilir; fakat genellikle hiçbir yerde büyük zarara yol açmıştır.
2)Yayılma Dalgaları:Deprem dalgaları titreşimli dalgalardır; başlıcaları şunlardır:boylamasına iç dalgalar, enlemesine iç dalgalar, ve uzun dalgalar; boylamasına iç dalgalar, uzak bir yerde ilk defa beliren dalgalara denir;enlemesine iç dalgalar ikinci olarak gelen dalgalardır; derin depremler dışında yüzeysel olan çeşitli dalgalara da uzun dalgalar denir; çünkü bunların titreşim devresi ötekilerden daha uzundur.

Bu dalgaların çeşitli sismoloji istasyonlarınca “sismogram” adı verilen grafikler halinde kaydı ve bu kayıtların karşılaştırılmasıyla deprem merkezinin derinliği ve merkez üssü noktası kesinlikle bulunabilir. İç dalgalar geçtikleri çeşitli tabakaların esnekliğiyle belirlenen bir yayılma hızı gösterir; deprem merkezi derinse hız da fazladır. Sürekli kırılma yüzünden bu dalgaların yolağı yukarı doğru hafifçe içbükey biçimdedir, hızları da boylamasına iç dalgalar için 7,5-15 km/s, enlemesine iç dalgalar için 4-7,5 km/s kadardır, yüzeysel dalgalar, 4km/s’lik bir hızla yayılır. Ayrıca, iç dalgalar, “yerçekirdeği” adı verilen 3000 km derinliğe ulaştıkları zaman gerçek bir kırılma ve yansımaya uğrar; yeryüzüne geri dönen bütün bu dalgaların tespit edilerek inceden inceye gözden geçirilmesiyle Yer’in iç yapısı hakkında bir fikir edinmek mümkün olabilir.

Bazı özel deprem olaylarına da değinecek olursak:Deniz kıyısı yakınında veya denizde olan depremler, hava olaylarından ileri gelen kabarmalardan farklı olarak korkunç deniz kabarmalarına yol açabilir. Öte yandan da insanların hayal gücünü işleten çeşitli belirtiler de deprem olacağına birer işaret sayılmıştır. Fakat bunlar daha çok volkan faaliyetleriyle ilgilidir. Aynı şekilde, deprem sırasında topraktan gelen gürültünün kaynağını bulmak ve bunu belirli bir sebebe bağlamak da pek kolay değildir. Geçmişte, bazı şiddetli hava olayları (kasırga, fırtına, siklon) ile depremler arasındaki az veya çok tesadüfi ilintiler üzerinde durulmuştur. Bu olayların bazı hallerde, önceden var olan gizli gerilimlerin boşanması için bir “tetik” rolü oynama ihtimali tahminen inkar edilemese de günümüzde bilim adamları buna ancak bir istisna olarak bakabilirler. Fakat gene de insan  açısından pratik önemi göz önünde tutularak bu konu üzerinde sürekli çalışmalar yapılmaktadır.

TÜRKİYE’DE DEPREMLER

Türkiye dünyanın aktif deprem kuşaklarından biri olan Alp-Himalaya deprem kuşağı üzerinde yer alır Ülkemizin yüz ölçümünün % 42’si birinci derece deprem kuşağı üzerindedir. 20. yy’ın başlarından beri yapılan istatistiği  çalışmalar Türkiye’de yaklaşık olarak her iki yılda bir yıkıcı deprem, her üç yılda bir de pek çok yıkıcı deprem olduğunu göstermektedir. Bu durum Türkiye’de kaçınılmaz bir doğal afet olduğunu ortaya koymaktadır. Yapılması gereken en önemli önlem depremin özelliklerini çok iyi tanıyıp gerekli tedbirleri zamanında almaktır.

Ülkemizde başlıca deprem kuşakları şunlardır:

a) Kuzey Anadolu Deprem Kuşağı:Türkiye’nin kuzey kesiminde doğu-batı doğrultusunda uzanan kuzey Anadolu deprem kuşağı yaklaşık 1500 km uzunluğa sahiptir. Marmara Bölgesi’nde; Saros Körfezinden başlar, Doğu Anadolu Bölgesi’ndeki Aras Vadisi’ne kadar uzanır. Bu kuşak Gelibolu, Marmara Denizi’nin derin kısımları, İzmit Körfezi, Adapazarı,Düzce-Bolu, Gerede,Merzifon, Suluova, Erbaa-Niksar, Kelkit vadisi ile Erzincan, Erzurum, Varto ve Van üzerinden geçen bir hat şeklinde uzanır. Ayrıca Çanakkale, Edremit, Bursa ve İznik bu kuşak içerisinde kalır. Bu kuşak an çizgileriyle “Kuzey Anadolu Fay Hattı” adını alır. Kuzey Anadolu Fayının kuzeyinde ve güneyinde ortalama 50km genişliğindeki alanı kapsayan bu kuşak içerisindeki çok şiddetli depremlerin meydana gelme olasılığı yüksektir.
b) Güneydoğu Anadolu Deprem Kuşağı: İskenderun Körfezi’nden Van’ın doğusuna kadar bir yay çizerek uzanır. Hatay, Kahramanmaraş, Adıyaman, Malatya, Elazığ, Bitlis ve Van bu kuşaktır. Bu kırık hattı, Kuzey Anadolu deprem kuşağı ile Bingöl-Karlıova çevresinde birleşir. Ayrıca Van Gölü çevresi ile, kuzeye doğru Malazgirt, Tutak(Ağrı), Aşkale-Erzurum-Pasinler-Horasan havzalarındaki faylar üzerinde de sıkça depremler oluşmaktadır.
c) Batı Anadolu Deprem Kuşağı: Ege Bölgesi’ndeki Bakırçay, Gediz, Küçük ve Büyük Menderes çöküntü ovaları boyunca uzanan bazı diri fay hatları bulunmaktadır. Bu fay hatlarına uyum gösteren deprem kuşağı; Ayvalık, Dikili, İzmir, Aydın, Denizli, Isparta ve Akşehir’in içine alır. Ayrıca Burdur, Acıgöl havzalarının kenarlarında ve Sultan Dağları’nın kuzey eteklerinde de faylar uzamaktadır. Bu faylar boyunca zaman zaman depremler olmaktadır.

Yurdumuz deprem tehlikesi bakımından beş bölgeye ayrılmıştır:I. derece deprem bölgeleri; başta Kuzey Anadolu ve Güneydoğu Anadolu fay kuşakları boyunca uzanan sahalar ile Ege Bölgesi ve Göller Yöresi’ni kapsar.II. derece deprem bölgesi; I. derece deprem bölgelerinin çevresini kuşatır. Trakya’nın kuzeyi, Karadeniz kıyıları. İç Anadolu’nun çevresi ile Güneydoğu Anadolu’nun güneyi III. Ve IV. Derece deprem alanlarını oluşturur. Tuz Gölü ile Akdeniz kıyısı arasındaki saha deprem tehlikesinin en az olduğu V. Derece deprem bölgesidir.

Bazı büyük şehirlerimizin I. Derece deprem bölgeleri üzerinde kuruldukları, nüfusumuzun yarıdan fazlasının bu sahalarda yaşadığı bir gerçektir. Türkiye, deprem riski açısından dünyanın en önde gelen ülkelerindendir. Depremlerin oluşturacağı hasarları azaltmanın en etkin iki yolu depreme dayanıklı yapılar inşa etmek ve toplumu depreme karşı eğitmektir. Yaşadığımız mekanlarda depremin olumsuz etkilerini en aza indirebilmek için bazı önlemler alınmalıdır. Bunun ötesinde sarsıntı sırasında ve sonrasında yapılması gereken işler ile uygulanması gereken kurallar özellikle can kaybını azaltmak açısından çok önemlidir. Depremin ne zaman olacağını belirlemek günümüzde teknik açıdan mümkün olmadığından deprem bölgelerinde yaşayan insanların bu konuda her sn hazırlıklı olmaları gerekmektedir.