13 Kasım 2016 Pazar

HAZIR CEVAP

Fransa Kralı III:Napolyon Paris’te Osmanlı Devleti Büyükelçisi olarak bulunan Ahmet Vefik Paşa ile konuşması esnasında alaylı bir şekilde “Sen kendini Yavuz Selim’in Elçisimi zannediyorsun?” demesi üzerine, Ahmet Vefik Paşa büyük bir hazır cevaplılıkla “Öyle olsaydım siz burada İmparator olarak bulunamazdınız” 

BALTA SAPI

Şair Celal Sahir EROZON’a bir arkadaşı 
“Hala bir baltaya sap olamadın” der. 
O da: “Ne yapayım Memleket balta sapı ile dolu” der. 
Bunu duyan Mehmet Akif cevabı çok beğenir ve şu beyti yazar 
“Ne odunmuş babanız olamadı bir baltaya sap 
Ona siz benzemeyin, sonra ateştir yolunuz” 

Okumak

Kur’an, kelime olarak okuma kökünden gelir. Özel isimler bir başka dile tercüme edilseydi Kur’an ‘okunak’ olarak Türkçeleştirebilirdi. Kur’an okunması gereken... mesaj demek olur. Ya da bir mesajın Kur’an olması için okunması gerekir. Okunmayana Kur’an denmesi bir çelişki olmaktadır. 

Okumak göz, dil, akıl ve kalp ile yani dört aza ile yapılan bir iştir. Göz görür, dil telafuz eder, akıl tercüme eder ve kalp ona göre tavır alır. Okumak duyuları, algıları bir şeylere sevk eder. Kişiye bir şey yükler, kişi etkilenir.

Okumak dikkat ister. Girmek yasak yazan yere giren kişi yazıyı görse, diliyle tekrar etse bile okumuş değildir. Okumak her zaman yazıyı okumak değil bazen de bir şekli, bir mesajı, bir durumu okumaktır. Susayan birini gören kişi elindeki sudan paylaşmıyorsa durumu okuyabilmiş değildir. Kur’an’ın emirlerini ve yasaklarını okumak da böyledir. Her yerde okunuyor, seslendiriliyor olsa bile işe yaramıyorsa okunmuş kabul edilmesi beklenmemelidir. Kur’an-ı Kerim’in gündemde kalmasının sağlanmasının yanında hayatı belirleyecek güce de sahip olması için çaba sarfedilmelidir.